Faaliyet raporları

Kazbek Dağı Klasik Rota Faaliyet Raporu

Tarih
28.07.2025
Bölge
Kafkaslar, Gürcistan
Rota
Kazbek Dağı Klasik Rota
Ekip
Emin Kadıoğlu, Arda Ünlü
Teknik malzeme
Birer klasik kazma, birer çift yürüyüş kramponu, kasklar, kemerler, birer jumar, iki micro traxion, bir camp lift, kilitli karabinalar, göbek bağları, HMS karabinalar, 120’lik perlonlar, uzun ve kısa prusikler, bir adet (!) T profil, bir adet dry yarım ip
Hava durumu
Açık, hafif rüzgarlı
Raporu yazan
Arda Ünlü

Faaliyet öncesi

Geçtiğimiz yıl Gürcistan’ın Svaneti bölgesinde çıktığım ufak çaplı maceranın ardından Kafkaslara aşık olmuştum. Türkiye’de daha önce eşini benzerini görmediğim devasa buzullar, göğü yaran dağlar, tutarsız havalar ve yemyeşil vadiler beni oldukça etkilemişti.

‘Burada faaliyet yapmalıyım!’ diye düşünmüş olsam da Gürcü dağcılığının pek gelişmemiş olduğunu görünce biraz afallamıştım. İnternetten ulaşılabilen hiçbir bilgi yoktu, dağların herhangi bir bölgesi için yazılmış Rusça dışında hiçbir dilde rehber kitap da yoktu (Çok eski bazı Almanca kitaplar dışında). Anlaşılan Kafkas Dağları hiç de turistik yerler değildi!

Bir dağ hariç… Turistik Gürcü dağcılığının kalesi, kazıkçı rehberlerin ekmek teknesi, dev bir buzul kubbesine benzeyen 5054 metrelik stratovolkan Kazbek Dağı! Hakkında Rusça dışında da kaynak bulabildiğim tek dağ olan Kazbek hem yüksek irtifa deneyimi kazanmak, hem de buzul geçişi becerilerimi geliştirmek için mükemmel bir seçenekti. Rotanın hiç teknik kabiliyet gerektirmiyor olması da uzaklığını telafi ediyordu.

Kulübün ‘Dağcılığa Giriş’ eğitimi esnasında Emin’le ayaküstü yaptığımız Kazbek muhabbetine Emin’in bir anda çok yükselmesi beni oldukça şaşırtmıştı. Kısa süre sonra faaliyeti yapmak istediği haberini verdi ve uzun hazırlık sürecimiz başladı.

İp birliği ve buzul kurtarma tekniklerini çalışırken bir yandan düzenli olarak antrenman yaptık. Ben Aladağlarda solo hız tırmanışları yaparken Emin’de Antalya’da kondisyon antrenmanları yapıyordu.

Ve gün geldi çattı. Ben halihazırda Tiflis’teydim. 27 Temmuz’da Camp Share isimli bir dükkandan Emin’e ayakkabı kiraladım. Akşamına da Emin’le buluştuk ve sabah yola çıktık.

Didube terminalinden çantalar dahil toplam 45 Lariye Stepantsminda’ya giden bir Marshrutka’ya bindik. Biraz alışveriş yapıp yemek yedik ve Gergeti Trinity Kilisesine güç bela 30 lariye pazarlık yaptığımız bir Delica Taksi ile gittik. Patikanın başladığı yer kilisenin otoparkından görünüyor.

Rapor

Rapor boyunca bahsedilen lokasyonlar raporun sonundaki haritada

işaretlenmiştir.

28 Temmuz :

Saat 12.10’da çantaları yüklenip yürüyüşe başladık. Uzun süre dağda kalacağımız için ne kadar ultralight olmaya çalışsak da çantalarımızı 17 kilonun altına indirememiştik. Belirgin patikadan turistleri geçerek ilerledik. Ağaçlık hızlıca kendini çayırlara bıraktı. Bir süre sonra kayalar görmeye başladık. Hafif çarşaklı ve zigzaglı bir geçidi aştıktan sonra son ses müzik techno çalan siyah bir kulübeye vardık. Vadinin solunu takip eden inişli çıkışlı patikanın ardından ise saat 15.15’de Alti Hut’a vardık. Buradaki sızıntı yapan hortumlardan sularımızı doldurduk.

Emin yolun başında, arkada Gergeti Kilisesi
Emin yolun başında, arkada Gergeti Kilisesi

Alti Hut sonrasında yine vadinin solundaki taşlı toprak yoldan yürüyerek eski buzul yatağının arkasında bıraktığı dev kanyonu inceledik.

Buzulun çekildiği yatak
Buzulun çekildiği yatak

Buradan sonra bir süre irtifa alarak kayalıklı bir şelalenin dibine varılıyor. Hava durumuna göre şelalenin yukarısındaki nehirden karşıya geçmek kolay olabiliyor. Bizim şansımıza hava o gün kapalıydı ve suyun debisi düşüktü.

Buzuldan önceki nehir
Buzuldan önceki nehir

Nehri geçtikten sonra 16.15’de buzul diline vardık. Buzul dilinden sağa yan geçiş yaparak vadinin sağına geçip buzula hiç bulaşmadan daha atıl bir yoldan da ana kampa ulaşmak mümkünmüş ancak biz hiç o işe girmedik zira buzulun bu tarafı çatlaksız ve eğimsiz. Ayrıca buzul boyunca katırcılar ve diğer turistlerin açtığı izleri takip ederek güvenli bir yol bulunabiliyor.

Biz buzula geldikten sonra hava bir anda kapattı ve görüş mesafemiz 20 metreye kadar düştü. Burada daha fazla oyalanmamak adına spor ayakkabılarla yolumuza devam ettik. Önce üzeri ufak taşlarla kaplı cam buz etapları geçtikten sonra hafif erimiş karla kaplı asıl buzula yan geçtik. Buzulun etrafındaki veya üzerindeki çarşaklar (Morenler) oldukça nemli ve karla karışık olduğu için daha önce hiç görmediğim tarzda bir kıvamdaydı ve üzerinde yürümesi pek meşakkatliydi.

Asıl buzulda, spor ayakkabıların uyumsuzluğu biraz daha ön plana çıkmaya başladı. Emin bir noktada karın yeterince erimiş olduğu bir yere basınca ayakkabı değiştirmek zorunda kaldı. Onu beklerken esmeye başlayan rüzgar şortla yürüyen beni dondurmasın diye yürümeye devam ettim. Bir süre sonra bir platoya vardık ve hava açmaya başladı. Böylece yol boyunca görmediğimiz Kazbek tüm ihtişamıyla kendisini gösterdi.

Emin Gergeti buzulunu geçiyor.
Emin Gergeti buzulunu geçiyor.

Ana kampa varmadan önce bir engel daha çıkıyor karşımıza. Ana kampın bulunduğu kayalığın hemen altında, buzulun bittiği sınırda, buzları oyarak oldukça şiddetli akan bir nehri daha geçmemiz gerekiyor. Nehir bizzat buzulun içerisinde olduğu için tamamen cam buzdan oluşan bir yatakta muazzam bir kuvvetle aktığı için hiçbir destek almadan direkt karşıya zıplamak dışında bir şansınız yok. Ve eğer içine düşerseniz ne takılıp durabileceğiniz ne de tutunabileceğiniz, cam buz dışında, hiçbir şey yok. ‘Oğlum buraya düşsek kesin ölürüz’ diyorum kendi kendime. Akıntının kenarlarında oluşan kar kornişlerini batonumla yoklayıp en sonunda birinin sağlam olduğuna kanaat getirdikten sonra karşıya zıplıyorum.

Ana kampa varmadan önce dik bir çarşaklı rampadan çıkıyoruz. 18.45’de buzuldan çıkmış olmamıza rağmen ana kampa varmamız 1 saat kadar sürdü. Şehirden geldiğimiz düşünülürse irtifanın ve çantaların ağırlığının bizi etkilemeye başladığını burada anlamıştık.

Nehrin daraldığı, karşıya geçtiğim ufak korniş
Nehrin daraldığı, karşıya geçtiğim ufak korniş

Ana kamp diye bahsettiğim yer hakkında bilgi vermem gerekirse, Kazbek Ana kampının bulunduğu yer Meteo Station adında eski bir sovyet meteoroloji istasyonu. Burada bulunan binada odalar, mutfak ve kafeterya mevcut. Ancak hepsi harap halde, fiyatlar ise fahiş. Bunun dışında taşlarla örülmüş çadır yerleri de var. Binanın yanında bir çeşme var ancak su kaynatmadan içilemiyor.

Ana kamp oldukça pis ve kalabalık. Bir tuvalet olduğu iddia ediliyor ancak yanına yaklaşılmıyor bile. İşinizi sudan uzaktaki kayalarda halletmeniz sağlıklı olacaktır.

Ana kamp kurmak için bir diğer seçenek de birkaç kilometre ilerideki White Cross kamp alanı. Burası daha kalabalık ve daha az pis. Ayrıca zirve için de daha kısa yol yürümüş oluyorsunuz, daha yüksekte uyuduğunuz için daha iyi aklimatize oluyorsunuz vs. gibi avantajları var.

Benim gariban Dechatlon çadırının 3650 irtifadaki masum duruşu
Benim gariban Dechatlon çadırının 3650 irtifadaki masum duruşu

Emin biraz dolaşıp Pat isimli Polonyalı biriyle geri döndü. Pat tek başına ana kampa gelmiş. Anladığımız üzere pek dağcılık bilgisi de yok ancak kondisyonu oldukça iyi. Ekibimize katılmak istediğini söyledi ancak bu akşam çıkmayacağımızı öğrendikten sonra Mardinli sevgilisini bir gün daha bekletmek istemediğini söyleyerek gitti.

Hızlıca yemek yapıp su kaynattık. Dünyanın en kötü makarnasını yedikten sonra 22.00’da yatışa geçtik.

29 Temmuz

8.00’da uyandık. Emin hiç uyuyamadığını söyledi. Bense her zamanki gibi deliksiz uyudum. İrtifa biraz başını ağrıtmıştı, zira kendisi uzun zamandır 0 irtifada yaşıyordu.

Ben kahvaltı hazırlamaya başladım. Anksiyetenin bölüm sonu canavarı olmasıyla bilinen Emin’de ana kampı dolaşarak insanlarla muhabbet etti.

Bu esnada Emre Varol diye bir adamla tanışmış. Dün zirveyi denemişler ancak rehberleri ekibi geri döndürmüş. Kamp yükünü katırlara yüklerken ‘Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Emre Varol’u bir araştır bakalım’ demiş

Dehidre yemeklerimizi yedik ve hazırlanıp 10.30’da aklimatizasyon yürüyüşüne başladık. Kamp yerinden dağa bakarken sağınızda kalan patikayı takiben bir sırta çıkılıp ufak, çelikten bir kiliseye varılıyor. Sonrasında biraz daha yükselerek bir kayalık sete çıktık. 4000 metredeki bu alanda yaklaşık iki saat geçirdik. Bu esnada yaşlıca bir Alman ekiple muhabbet ettik. Bize Doğu Almanya anılarını anlattılar.

Küçük tepeden kiliseye bakış
Küçük tepeden kiliseye bakış

Biraz boulder yaptıktan sonra kampa inip ekipmanlarımızı hazırladık. Bu esnada Pat tekrardan geldi ve kız arkadaşıyla konuştuğunu, bize katılabileceğini söyledi. 16.00’da buzul çatlağı kurtarma ve self rescue sistemlerini çalışmak için hep birlikte kar bulunan bir çukurluğa gittik. Antrenman oldukça başarılı geçti ancak Pat yine kız arkadaşına ulaşamadığını söyleyerek tribe girdi ve geç sayılabilecek bir saatte çadırını toplayıp Kazbegi’ye geri döndü. Mardinli abla kim bilir çocuğa neler çektiriyor diye düşünürken yediğimiz en kötü dehidre patates yemeğini yiyip zirve çantalarımızı hazırladık.

Yanıma aldığım giyim kuşamdan bahsetmem gerekirse, olabildiğince hafif gelmek için polar getirmedim. İnce bir teknik ceket ve yine ince bir kaz tüyü ceket getirdim. Düz sentetik bir pantolon, alt üst içlik, iç ve dış katman eldivenler bana yetti. Tam taban uzun boğazlı bir ayakkabım olduğu için tozluk da getirmedim.

20.00’da yatışa geçtik.

30 Temmuz

1.00’da kalktık. Son hazırlıkları yapıp çantaları yüklendik ve Meteo Station’dan 1.45 de yola çıktık. Kamptan batıya bakıldığında gözüken bariz patikayı takiben 2.15’de ileri kampa vardık. Hemen arkamızda Rus ve Belaruslulardan oluşan bir grup vardı ancak önümüzde kimseyi göremiyorduk. 2.30’da vardığımız ufak bir kulvarın sonunu göremeyince ‘lan sanırım buzula geldik’ diye triplenip ip birliğine girdik.

Sonra baktık ki sürekli kayalık etaplara giriyoruz, ipten çıkmakla uğraşmamak için short rope tekniği ile (lider ipin boşunu eline halkalar şeklinde taşıyor, artçı ile mesafesini birkaç metreye indiriyor. Normalde keskin sırt hatlarında kullanılan bir teknik. Artçının düşmesi durumunda liderin ipin boşunu bırakarak sırtın öteki tarafına atlaması ve düşüşün ölümcül olmasının engellemesi amaçlanır.)

Sonraki süreçte buzulun sınırındaki kayalıklı etaplardan devam ettik. Bu arada 15-20 kişinin aynı ipe iki metre aralıkla girdiği bir grubu geçtik. Sağımızda kalan Khmaurg duvarını göremesek de uzağından geçmenin iyi fikir olacağını okumuştuk. Zira buradan buzulun üzerine devasa taşlar düşüyormuş.

Bir süre sonra buzulun üzerini kapatan taşlardan kurtulduk ve ana buzul kütlesinin üzerine vardık. Artık çatlaklar da görmeye başladığımız için tekrar buzul geçişi pozisyonunu aldık.

Bu etap vadiden kuzeybatı hilaline bağlandığınız nokta. Yani buzulun bükülerek döndüğü yer. Buzullar da aynı nehirler gibi hareket ederler. Ancak sert yapıları ve yavaş hareketleri sebebiyle, büyük engellerin etrafından dönerken dışarıda kalan materyal dönüşün boyutuna erişemediği için çatlaklar oluşur.

Buzul çatlaklarının oluşumunda etkili olan faktörler
Buzul çatlaklarının oluşumunda etkili olan faktörler

Bu yüzden bu dönemeçte dikkatli olmakta fayda var. En büyük çatlakları bu geçişte gördük, ancak açılmış izin içerisinde kalanların çoğu insan genişliğinde değildi.

Buzulun dikleşmesiyle 4.00’da krampon taktık. Büyük bir açıklığa vardık, buradan önümüzdeki birkaç ekibi ve arkamızdaki onlarca ekibi görebiliyorduk. Yavaşça hava açmaya başladı ancak geceden beri esen rüzgar kemiklerimizi donduruyordu. Terlememek için sadece içlik ve teknik ceket ile duruyordum.

5.30’da lower plato olarak adlandırılan düzlüğe vardık. Sağımızda kalan tepenin Kazbek olmadığını anlamamız da burayı geçtikten sonra oldu.

Platodan sağa yönelip yamacı çapraz keserek yükseldik. Eğim genel olarak sabit ve çok dik değil. Kazmadan destek aldığım anlar bile çok olmadı. Kar durumu ise hep çok iyiydi. İzler de çok net olduğu için rota konusunda hiç kafamız karışmadı.

Lower Platodan yükselirken gün doğumu ve yorgun bir Emin
Lower Platodan yükselirken gün doğumu ve yorgun bir Emin

Bu noktada irtifa 4000’in üzerine çıkıyor ve yavaş yavaş bacaklarınız ağırlaşıyor, her adım sizi nefes nefese bırakıyor ve sarf ettiğiniz eforun dengesiz miktarına aklınız ermemeye başlıyor.

Emin defalarca durmak ve yavaşlamak istese de bu noktada kendisini güvende tutabileceğim konusundaki özgüvenime dayanarak partnerimi biraz zorladım. Molaları olabildiğince kısa tutarak, tempomu optimal bir hızda sabitleyerek ve geldik az kaldı tarzı yalanlar uydurarak Emini bir süreliğine sürükledim.

8.10’da Upper Plato’ya çıktık ve burada 20 dakika mola verdik. Batı boynuna bağlanmadan önce biraz konuştuk ve moralimiz yerine geldi. Çok az yolumuzun kaldığını bilerek tekrardan yürümeye başladık ve 9.15’de zirveye vardık.

Platodan zirveye çıkan etabın çok dik olduğu ve korkunçluğu hakkında çok şey duymuş olsak da bu safsataların Kazbek’in turistik bir dağ olmasıyla bağlantılı olduğunu anlamak çok da zor olmadı. Kendine dağcıyım diyen birinin, ayrık zirve kubbesini döven rüzgarlar ile sertleşmiş kar-buzun meydana getirdiği böylesine nefis bir etaptan rahatsız olması çok da olası değil zannımca.

Ekip zirvede
Ekip zirvede

Zirveden Kazbek’in ne kadar prominent bir dağ olduğu belli oluyor. Etrafımızdaki Aladağlar zirveleri kadar yüksek dağların ufak tepeler gibi kalması size gerçekten yüksekte hissettiriyor. Zirvede hızlıca birkaç fotoğraf çekip inişe başlıyoruz.

Biz inerken Upper Plato’dan zirveye yönelen ekipler
Biz inerken Upper Plato’dan zirveye yönelen ekipler

İniş her zamanki gibi zor geliyor. İrtifa kaybettikçe duyularımız açılıyor, zihnimiz berraklaşıyor. Yarım saatte aşağı platoya varıyoruz. ‘Oğlum böyle gidersek bir saate kamptayız’ diyorum. Bir insanın kaç kere yanılması lazım acaba onun öyle işlemediğini anlaması için…

Çatlakların olduğu viraj artık daha tehlikeli. Gelirken Khmaurg duvarının çok da uzağından geçmediğimizi fark ettik. Havanın ısınmasından dolayı artık taşlar düşmeye başlamış. Ha taşlar düşüyor dediysem arada bir iki üç taş pıt pıt çarşaktan kayıyor zannetmeyin. Üzerinde lowball boulder rotaları olabilecek büyüklükte taşlar saatler boyunca aralıksız düştü. Sanki bitmeyen bir gök gürültüsünü dinlemek gibi gelen dakikalar süresince çatlaklı araziye yaklaşmak pahasına duvardan uzaklaştık ancak burada da dev çatlaklar ile karşılaştık. Artık çatlakların etrafındaki kornişlere basmak da tehlikeli olduğu için Emin önde hoplaya zıplaya giderken ben daha ağır olan olarak elde kazma hazır bekleyerek devam ettik.

Duvarın uzağında kalan derin çatlaklı arazi
Duvarın uzağında kalan derin çatlaklı arazi

12.00’da buzuldan çıktık ve iplerimizi topladık. Kayalık etaplara girdik, inişin en eziyetli kısmı da buydu. İleri kamp yakınlarında patika netleşince hafif koşturmaya başladım, bir anda karda kayıp ufak bi düştüm ve kazmayla durdum.

13.30’da Meteo’ya vardık (bir saate varırız dedikten 3.30 saat sonra). Biraz yatış ve yemek faslı sonrası çadırı topladık. Pek enerjimiz kalmamış olsa da yemeğimiz ve sabrımız tükendiği için bu geceyi kasabada geçirmek daha sağlıklı olacaktı.

15.30’da inişe geçtik. Bu sefer buzulun yüzeyi çok daha eriyikti. İki günlük açık havalar kondisyonları oldukça etkilemişti. Buzuldan bu sefer tam taban ayakakbılarımızla hızlıca geçtik.

Buzul diline doğru gördüğümüz ilginç akıntılar
Buzul diline doğru gördüğümüz ilginç akıntılar

Buzulu geçip şelaleden önceki nehre vardığımızda suyun debisinin inanılmaz arttığını gördük. Geçiş yapılan yerlerdeki babalar bile su altında kalmıştı. Küresel ısınmanın etkilerini birkaç günde bile bu kadar net görebilmek biraz trajik olmuştu.

Pek çok ekip de bizim gibi burada kapana sıkışmıştı. Ben makul bir geçiş ararken bir baktım Emin karşıda, herkes de onu izliyor. Ben de denedim ama geçemedim. Nehir gürül gürül akıyor, yirmi metre ileride de şelale ve 100 metrelik bir düşüş var. Nehrin ortasındaki yüksek, slab kayaya koca çantayla zıplarken yapacağınız en ufak hata muhtemel faciaya yol açacağından dolayı zıplama fikri beni epey tırsıttı.

Biz de iki dahi olarak çantayı Emin’e uzatıp sonra karşıya geçmemi planladık. Koca çantamı nehrin kenarından, kayanın üzerinde dengesizce duran Emin’e uzattım. Ben çantayı bırakır bırakmaz çanta suya düştü. Emin bir eliyle çantayı akıntıya karşı tutarken bir eliyle de kayadan crimp tutuyordu. Çantayı kastederek ‘Çekemiyorum’ diye bağırdı. Ben de olabildiğince emniyetli bir şekilde suya ayağımı soktum ve çantayı kemerinden tutup kıyıya fırlattım. Emin de doğrulup kendini güvene aldı. Sonrasında konuştuğumuz üzere bu, faaliyetin, belki de hayatımızın, en korkunç anlarından biriydi.

Ben hemen pasaportumu ve cüzdanımı kontrol ettim. Yeterince kurulardı. Ancak çantamdaki her şey sırılsıklam olmuştu ve içi çamur dolmuştu. Emin gelip benim çantamı da karşıya geçirdi ve ben kendim bir şekilde zıpladım.

Bundan sonraki yol bitmek bilmedi. Sırtımdan akan çamurlu suları döven rüzgar inişi iyice çekilmez hale getirse de görece geç bir saatte, 19.05’de Betlemi Kilisesine vardık.

Bu noktada yaklaşık son 17 saattir yürüyorduk. 1500 irtifa alıp 3000 irtifa kaybetmiştik.

Aynı sabah 9’da zirvesinde olduğumuz Kazbek’in günbatımı manzarası
Aynı sabah 9’da zirvesinde olduğumuz Kazbek’in günbatımı manzarası

Kazbek klasik rota ve yaklaşım haritası

Görüşler

Arda :

Kazbek bizim için yepyeni bir deneyimdi. İlk defa yaptığımız pek çok şey oldu. Teorik olarak bildiğimiz hususları (irtifa, aklimatizasyon, ip birliği, 3:1 makara) dağda deneyimlemek oldukça tatmin ediciydi. Yabancı bir ülkede, rehbersiz, katırsız, dağ evinde konaklamasız, tamamen alpin stil yaptığımız bu faaliyet bizi oldukça yüreklendirdi. Kulübüm HÜDDOSK’a ve ilk defa ciddi bir faaliyet yaptığım Emin’e cesareti, sürece olan güveni ve sabrı için (ve nehirde canı pahasına çantamı kurtardığı için :d) teşekkür ediyorum.

Emin :

Bu faaliyet özellikle Arda’ya duyduğum güven ve maceracı ruhlarımız ile sürdürüldü. Mezun olma derdiyle dağcılığa duyduğum heves ve merakım iyice azalmıştı. Bu yüzden intikam olarak böyle bir şey yapmak istiyordum. Arda’nın Kazbek teklifi benim için yeterliydi, hiç düşünmeden olur dedim ve çok da güzel oldu. Faaliyet esnasında dağcılığa sövüp saydım. Normal hayatıma döndüğümde, var olan gündemime dağcılık ile ara vermenin güzel bir rahatlama olduğunu fark ettim. Sanıyorum ki Arda ile sonraki yaz Lenin Peak’de tekrardan görüşeceğiz.

“Human life is far more important than just getting to the top of a mountain.”

– Edmund Hillary