38. Dönem Alpinizm 101 Eğitim Faaliyeti
- Tarih
- 12.06.2026
- Bölge
- Niğde, Aladağlar
- Ekip
- Ece, Kaan, Engin, Anıl (ve diğer 38. dönem üyeleri ve eğitmenleri)
- Teknik malzeme
- 7 friend, 7 free karabin, 1 çift yarım ip, 1 tam ip, 13 nut, 1 malzeme karabini, ip çantası (çadır ekibine zimmetliler)
- Hava durumu
- Ara ara yağışlı, genelde kapalı, son günler güneşli
- Raporu yazan
- Ece Özkara
Faaliyet öncesi
12 Haziran 2026 Cuma
8'de Kurtuluş Shell benzin istasyonunda buluştuk ve 8.10'da servis kalktı. 21.38'de Tuz Gölünde mola verdik. Hasan tuz gölünün ortasındaki kimsesiz bir sandalyeye oturdu. 22.08'de tekrar hareket ettik ve 00.52'de Cimbar vadisinin girişine vardık. 1.07'de kamp alanına gideceğimiz yürüyüşe başladık. Bu yürüyüşü önümüzdeki 4 gün çok kez daha yaptığımızda gördüm ki bu yol çok keyifli, güzel ve kolaymış. Fakat o esnadaki uykulu halimiz, kamp yükümüz ve karanlıktaki Aladağlar'la ilk karşılaşışımız yüzünden olacak ki kampa ancak 2.01'de epey yorgun bir şekilde vardık. Patika aslında Engin'in de daha önce hiç akarken görmediği derenin yatağından geçiyormuş fakat biz gittiğimizde dere şarıl şarıl akıyordu. Derenin üstünden taşlara atlayarak geçmemiz gerekti bu yüzden. Benim ayağım ilk geçişte bir kere ıslandı ve sonraki iki gün hiç suya girmemesine rağmen kurumadı ama hava sıcak olduğu için bu sadece komik ve kokulu bir durum oldu. Çadırlar kuruldu ve 3.25'te uyuduk.
Rapor
13 Haziran Cumartesi
8'de uyandık. Engin bize türk kahvesi yaptığı için çok mutlu oldum. 9.30'da çantalarımız hazırdı. 10.30'da sabah toplantısı oldu. 10.40'ta yola çıkmaya hazırdık. Hava yağmurlu gösterdiği için çok uzaklaşmamaya, yakınlarda kalmaya karar verdik ve 10.44'te eğitim yerine varmış olduk. Kampın etrafındaki taşlarda Karakaya'da aldığımız temel kaya eğitiminde olduğu gibi geleneksel malzeme atma ve bu attığımız malzemelerden istasyon kurmaya çalışıyorduk fakat kaya yapısındaki farklılık alışmamızı gerektiriyordu. Karakaya'nın granit yapısında çok daha iyi hissettiren malzemeler atabilirken kireçtaşında neredeyse malzeme atacak yer bulamıyor ve büyük taş parçalarının bile küçük bir güçle oynadığını görüyorduk. 12.00 civarında yağmur iyice bastırmaya başladı ve ben çadıra mı dönüyoruz diye sorduğumda Mert "Islanma faaliyeti mi yapalım" dedi ve çadırlara döndük. Çadırda Engin'in getirdiği The mind isimli kart oyununu oynadık. 13.02de yağmur dinmişti ve biz yine bastırmadan çok uzakta olmayan bir mağaraya gitmek üzere yine yola çıktık.
13.40'ta vardık ve geleneksel malzemelerden istasyon kurma pratiğine devam ettik. İstasyondayken artçı alma pratiği de yaptık ve ikiz ip tekniğini öğrendik. Arda ve Hüseyin de bizim pratiğini yaptığımızı uygulayarak bir yere tırmandılar. 19.00 kamp alanına dönmek üzere yola çıktık ve 19.15'te kamp alanındaydık. Bir grup cimbarın başına kadar Arda eşliğinde yürümeye gitti bir grup kampta kaldı. Yağmur yine bastırmaya başladığında biz neredeyse yemeğimizi hazırlamıştık. 20.47 gibi bizim çadır ekibimizden yürüyüşe giden iki kişi döndüğünde ise yemek tam o sırada hazırdı. Yemek sonrası tulumlardayken Engin bize bazı anılarını anlatmaya başladı ve bana bunun yarattığı ninni etkisiyle 10 gibi uyudum.
14 Haziran Pazar
7.30da alarm çaldı. Engin dışında çadırdaki üçümüz 8'de kalktık. Engin'in dediğine göre sabah çadırdan ilk çıkan kişiler lens takma işini hızlı halletmek isteyen o ve Faruk oluyormuş. Etraf sisli ve muhteşem görünüyordu.
8.30 gibi yağmur yine yağmaya başladı bu yüzden çadırda kahvaltı etmeye karar verdik. Bir önceki gün planlı olan 9.30 hazır ol saatine hazırlanmak için 9'da çadırdan çıktığımızda Hasan yağmurdan korunmak için gittiği ve geceyi geçirdiği bivak yerinden gelip bize biraz beklememizi ve havaya göre hareket edeceğimizi söyledi.
şüpheli bir derecede Hasan'a benzeyen eşya bivağı
10.20'de yanımızda yemeklerimiz ve tüm hava şartlarına göre olan kıyafetlerimizle yola çıktık. Hasan bana benim istemediğim ve alışamayacağıma yönelik ısrarlarıma rağmen batonlarından birini vererek birdaha geri alınamayacak bir şekilde hayatımı değiştirdi. Faaliyetin sonuna kadar kullandığım bu batondan sonra son gün "Artık evden A101'e bile batonsuz gitmem." diyecek hale gelmiştim. 10.50'de cimbarın girişine vardık ve Arda ve Çiçek'in de dahil olmasıyla birlikte 11.00'de yola çıktık. 11.10'da uzun bir süre devam edeceğimiz traktör yoluna girdik. 12.45'te Sokullupınar kamp alanına vardık ve burada mola verdik.
Alara ve Cansu
Sular dolduruldu. 13.03'te tekrar harekete geçtik ve 15.00'da narpuz vadisi şelalesindeydik. Hemen önümüzde Büyük Demirkazık vardı ve çook ama çok güzel ve bir o kadar da zor ve korkunç görünüyordu.Burada etrafımızı seyrederek bir yemek molası yaptık ve sonra yürüyüşe devam ettik. 15.17'de üstümüzdekilerle güvenli bir şekilde gidebileceğimiz yerlerin sonuna geldik ve geri dönüşe geçtik. Geri dönüşte çok mutluydum ve gelirken burası şurası şurası burası denilen yerlerin bazılarını hatırlıyor muyum veya patikayı kendim bulabiliyor muyum diye bazen önden gidip test ediyordum. 16.47'de hüddosk anı plaketine vardık ve bir süre durduk. 16.51'de karayalak kamp alanına vardık ve mola verdik. Emler zirvesi için kullanılan kamp alanının bu olduğunu öğrenince etrafa biraz daha dikkatli bakmaya çalıştım. Yine harekete geçtik ve herkes artık yorulmuştu. 17.27'de arkamızdan bir arabanın geldiğini görünce Çiçek "İzin verirse ben bu arabaya mı binsem" dedi ve sonra arabayı kullanan Recep Şenol hepimize binmemizi söyledi. Arabanın arka kısmında birsürü çanta, 10 insan + 1 köpek (Mümtaz) arpalığa doğru yola çıktık.
Mümtaz
Hepimiz vücudumuzun en az 1 yerinde hissi kaybederken Arda hala Aladağların haritasını kafamızda çizmeye çalışıyordu. İtoturumu tepesinin gerçekten de oturan bir köpeğe benzemesi Farukla dolanan bacaklarımızı rahatlatmasa bile çok güzeldi. 17.47'de cimbar sağın üst kısmına vardık. Normalde kampa vardığımız yönün tam tersinden, kampın arkasından varacaktık bu sefer. Yol çok eğlenceli ve çok güzel görünüyordu. Her yer yeşildi ve tam güneşin batmaya başladığı sinematik anlardaydık.
cimbar sağ
Yolda eğlenip bazı gereksiz yerlerden geçtik, patika olan yerde bacalayarak inmeyi seçmek gibi. Ama çoğunlukla ekipten biraz kopsam da babaları görerek yolu az çok anlıyor olmam bana çok güven verdi. 19.28'de kampa vardık ve hepimiz yorgun bir şekilde oturduk. Yemek yedik, sohbet ettik, Hasan gece yağmurlu olmayacağı için bizim yanımızda bivaklamaya karar verdi ve kivili oralet paylaştı. 22.37 çadırlara girdik ve uyuduk.
15 Haziran Pazartesi
7.30'da uyandık ve kahvaltı yaptık. 9.07'de bize zimmetli tüm teknik malzemelerle kamp alanından çıktık ve 9.47de cimbar girişe vardık. Çalıların altında gölge bir yere herkes tüm teknik malzemeleri bıraktı ve toprope hatları kurulmaya başlandı. Hatlar kurulurken bir yandan Hüseyin yerdeki bir istasyonda yarım iplerle istasyondan artçı almayı tekrar gösteriyordu. O sırada Arda ile toprope kurulacak bir istasyona gittik ve yarım kazıkla ip inişi yaptık. İstasyon boltu çok solda olduğu için göbek bağımı girerken biraz gerildim ama sonrası normal ip inişi gibiydi. Bir kişi lider, bir kişi artçı, bir kişi ise toprope emniyetçisi olacak şekilde üçlü gruplara ayrıldık. Kendi istasyonunu kurup geleneksel tırmanıp artçı almak çok malzeme gerektirdiği için bunları toplamakta ve bölüştürmekte biraz zorlandık ve tırmanış kadar tırmanışa hazırlığın da ne kadar bilgi ve planlama gerektirdiğini spor tırmanıştansa daha iyi görmüş oldum. Cansu, Alara ve ben grup olduk ve benim ilk lider olmam kararını aldık. Malzeme yerleştirerek ilerledim ve istasyona vardım. Güvenli olması ve bu bir pratik olduğu için hazırda var olan bir istasyonu sanki boltmuş gibi kullanacak ve kendi oluşturduğumuz istasyonda bu "bolt"u kesinlikle kullanacaktık. Bir şekilde her şeyi hallettim ve gerekli komutlar sonrası Alara'nın emniyetini almaya başladım. Tırmanış ayakkabılarımı çıkarmayı unuttuğumu ancak o an fark ettim ve Arda'nın duvar derslerinde "Ne yapacaksanız istasyonda hazırlanırken yapacaksınız sonrasında yapamazsınız." diyişini hatırladım. Alara yanıma geldi ve ona bağlanması gereken yeri gösterdiğim gibi ayakkabılarımı çıkardım. İkimizin de güneş ve bu anlık rahatlama başına geçmiş olacak ki bir an bildiğimiz her şeyi unuttuk ama sonra her şeyi düzgünce halledip ben ip inişine geçtim. Göbek bağıma iki düğüm atsam çok daha iyi olacağını fark ettim ayrıca. Benden sonra Alara indi ve biraz dinlenmeden sonra o lider, Cansu ise onun artçısı olacak şekilde çıktılar. Bu sırada ben de Alara'nın toprope emniyetini alıyordum ve sıkıntı ve gölgesiz güneş beni mayıştırdı. Kendim artçı çıkacağımda artık özellikle yarım ip kullanırken iplerin karışmamasının ne kadar önemli olduğunu anladığım için gidip ipleri yeniden sağdım ve lider olacak Cansu ipe girerken bile karışmaması için çok dikkat ettim. Küçük bir hazırlıkla iplerle ilgilenmek çok daha rahat hale gelebiliyor. Cansu çıktı ve sıra bendeydi. Lider olmak planlama ve malzeme yerleştirme açısından ne kadar zorsa artçı olmanın da liderin rotasını takip etmek zorunda olmak açısından zor ve biraz sinir bozucu olduğunu düşündüm. İp inişi yaptım ve indim. Ayrıca ip inişinin bu tür tırmanışta inmenin yolu olması gibi teker teker öğrendiğimiz tekniklerin bütündeki amacı ve işleyişlerini gördükçe kafamda çok daha oturduğunu ve gittikçe çok daha rahat olduğumu gördüm. Güneşten kaçmak için derenin yanına gittim ve ayaklarımı soktum. Bu sırada hala çok ipboylu ve artçı alma pratiği yapılıyordu. Mustafa toprope ipine bağlı olmadan geleneksel çıkıyordu.
geleneksel tırmanış pratikleri
Arda ve Engin yaklaşık 40 dakikada cimbar 101'i çıktılar ve ardından Hüseyin ve Hasan da cimbar 101'e gitti. 4.30'da Arda 5.30'da hazır olunsun dediği için yavaştan toplanmaya ve malzemeleri saymaya başladık. 18.40 kampa dönmek üzere yola çıktık ve 19.09da kampa vardık. 20.53'te akşam toplantısı oldu ve Cem zirveye doğru hareket edeceğimizi söyledi. Yanımıza uyku tulumu, mat, bazı teknik malzemeler, tırmanış kemerleri, yemek ve tüm kıyafetlerimizle 21.48'de yola çıktık. 23.20'de bivak noktamıza vardık ve herkes kendine bir yer seçti. Benim seçtiğim yerin altındaki hareket etmeyen taşlar garip ergonomik bir etki gösterdi ve yıldızlara bakarak tüm kampta uyuduğum en rahat uykuyu uyudum.
cimbar ve pınarbaşı kanyonları arasındaki rampadaki bivak yerimiz
16 Haziran Salı
3.30'da alarmım çaldı ve uyandım. Çok hızlı bir şekilde lavaş ve helva yedim ve tulumumu çantamı topladım. Bitse dolduramayacağım ama daha değerini anlamadığım suyumdan amansızca içiyordum. 04.06'da yürüyüş başladı. 04.54'te incelme molası verildi. Sürekli çıkıyorduk ve sürekli aşılacak gibi görülen tepeler görüyordum fakat o tepe asla bitmiyor gibiydi. Bir noktada tepe bitti fakat çıkma bitmedi. Emmitepe'yi uzaktan görmeye başladık. Güneş doğduğunda her yer çok güzel görünüyordu ve iyi hissediyordum. Yürümeye devam ettik ve bu sefer de Emmitepe asla yakınlaşmıyor gibiydi. Yürümek ne kadar zorsa durmak çok daha zor ve ağırlaştırıcı hissettiriyordu. Bir molada isteyenler kaydedilen belirli bir noktaya uyku tulumlarını bıraktı. Ne kadar yaklaşırsak o kadar zorlaşıyordu sanki. Ne olduğunu bile bilmediğim bir sürü şey düşünürken sağımda Büyükdemirkazık’ı gördüm. Yine aynı şekilde güzel ve korkunç ve kesinlikle bizim çıktığımız yerden çok daha dik görünüyordu ve düşündüm ki "Mehmet burayı NASIL çıktı???". Sürekli aynı bir sürü şey düşünürken moral düşüyor gibiydi ki Arda "Şimdi 1'den 100'e kadar adımlarınızı sayın ve 100'e geldiğinizde tekrar baştan başlayın. Bi hipnoz olun bakalım hadi." dedi. Saymaya başladım ve benim için her şey değişti. Yol bitecek mi diye düşünmektense sadece sayıların eşliğinde ayakkabılarımın aynı görüntüsünün oynadığı bi film izliyormuşum gibi oldu. Her 100'e geldiğimde yapay bir ödül hissi yaşıyor ve kendi kendime gülümseyip derin bir nefes alıyordum. Zirveye olan son kısımda yürüyüştense tırmanışa daha benzer bir yer geçtik ve orada galiba korkudan yorgunluğumu unuttum ve çok iyi hissettim.
Tekepınarı’ndan Emmi tepeye bağlanan kulvarı yan geçerken
10.47'de zirvedeydik. Manzara çok güzeldi. Zirvede Türk bayrağı veya zirve defteri değil sadece bir zirve babası vardı ve onu görmek de çok iyi hissettirmişti. Oturduk, fotoğraf çekindik, kar kemirdik ve 11.27'de inişe başladık. Ben inişlerde çok daha korktuğum ve temkinli ve yavaş yürümeye çalıştığım için insanlara engel olmamak adına arkalara geçtim. Riskli olan karlı bir yere sikke çakmak düşünüldü fakat vazgeçildi ve yürüyerek geçtik.
Aynı kulvarın tepesindeki kar geçişi
Tulumları bıraktığımız yere ulaştığımda orada birkaç kişi vardı. Ben tulumu çantama zor soktum ve biraz oturdum, zaten arkadan geleceğimi biliyordum. Hasan da artçı gelecekmiş. Suyumun çok az ve havanın çok sıcak olmasının benim için büyük bir problem olacağını o noktada biliyordum. Hasan'la bir süre ilerledik. Telefon çektiği için Hasan müzik açtı ve sohbet ede ede indik. Çok eğleniyordum. Evleri görmeye başladığım ve bitişin yakın olduğunu düşündüğüm ilerki bir noktadan sonra çok zorlanmaya başladım. Ne kadar ilerlersem ilerleyeyim asla evler yakınlaşmıyor gibiydi. Gölge yapabilecek hiçbir şeyin olmadığı öğlen sıcağında suyun olmayışından çok su kaynağına çok uzak oluşum beni dumura uğratmıştı. Hasan dünyanın en iyi insanı olduğu için hep bana iyimser şeyler söylüyor, zorla bana çikolata ve son yudum suyunu veriyordu. Su ne kadar yakınlaşırsa benim mentalim o kadar kaydı ve yol asla bitmiyor gibi hissettim. Sıcak ve susuzluktan o kadar kaydı ki hatta herkesin kampa hareket ettiğini ve biz yavaş olduğumuz için onların servise yüklenmelerini engellediğimi düşünüyor, hızlanmaya çalışıp kendimi toparlıyor ve sonra geri yavaşlıyordum. Bir noktada evler asla yakınlaşmayacak ve su dışında bir şey düşünemiyorum diye gözlerimden yaş geldi ve Hasan'ın desteği ve beni suya tek ulaştırabilecek insanın ben olduğum gerçeğiyle ilerlemeye devam ettik. En yakın gördüğüm çarşaklı yoldan sonunda kaya kaya koşa koşa inmeye başladım ve 16.20 civarlarında derenin oradaydım. Hasan'a "dereye gidince 2 litre su içicem bissürü su içicem" diye ağlarken Hasan "Hayır içemeyeceksin ama olsun." diyordu ve suya geldiğimde gerçekten sadece birkaç yudum içtim. Fizikselden çok, mental bir kıtlık yaşamışım. O sırada hala kampta insanların bizi beklediğini düşündüğümüz için koşa koşa kampa gidecektik ki Hasan Arda'yı bulmaya gittiğinde herkesin bizden çok az ötede, derede, yeni gelmiş bir şekilde dinlendiğini gördü. Oraya gittim ve Derya onların da daha 10 dakika kadar önce vardığını söylediğinde kendi kendime saçma şeyler yaşadığımı fark ettim. İnişte ilk gördüğüm çarşaklı yoldan indiğim için de onları görememişim. Şişmiş ayaklarımı soğuk dereye soktum ve Çiçek yediğim en iyi karpuzu bana uzattı.
Görüşler
5 dakika oturduktan sonra yaşadığım kafa halini unutmuş ve çok mutluydum. Zirvenin, hazırlıklı olmanın ne demek olduğunu burnumdan gelene kadar tam kavrayamamışım. İnsanların bana yakın tecrübeler yaşadığını duyduğumda hepimizin acısına birden sevindim ama. Normalde malzeme tesliminde yapacağımız faaliyet toplantısını herkes malzeme tesliminde orada olmayacak diye o sırada yapmaya karar verdik. 17.30'da faaliyet toplantısı için gölge bir yere geçtik. 18.48'te toplantı bitti ve kamp alanına doğru yürüyüşe geçtik. Servis 8'de gelecek sanıyorduk ama galiba biraz erken geldi bu yüzden kampı çok hızlı toplamaya çalıştık ve hemen kamp alanından cimbarın girişine geri yürüdük. 20.10'da servis hareket etti. 21.15'te çamardıda yemek molası verdik ve Arda bir kepapçıya girip "Abi biz 20 kişiyiz ne verirsen yeriz." dedi. 22.20'de servis tekrar hareket etti ve 02.30'da kurtuluş shell'deydik. Şehre varma rahatlığıyla ayaklarım artık kendilerini tamamen salmıştı ve Koleje Mehmet tarafından adeta sürüklenerek, su ve asfalta şükrederek yürüdüm.