Ağrı Kış Denemesi
- Tarih
- 17.03.2026
- Bölge
- Iğdır, Doğubayazıt, Ağrı
- Rota
- Klasik Rota
- Ekip
- Arda Ünlü (HÜDDOSK), Uğur Yıldırım(ORDOS), Ayça Erinç Yıldırım (ORDOS), Sıla Yüksel (DKSK), Emre Nadi Bilgi (DKSK)
- Teknik malzeme
- Klasik kazmalar, buz vidaları, bir yarım ip, kasklar, kemerler, kilitli karabinalar, göbek bağları, t profiller
- Hava durumu
- Genelde açık, son gün yağışlı ve kapalı
- Raporu yazan
- Arda Ünlü
Faaliyet öncesi
Uğur abi ile 2025 yazında Hakkari’deki TDF eğitiminde tanışmıştık. İkimizin de resmi bir belge edinmek için antrenörlük almak istiyor oluşu bizi abes bir ön koşulu yerine getirmeye zorluyordu. Antrenör kursuna başvurabilmek için 4000 metre ve üzerine çıkan bir yaz bir de kış faaliyeti yapmamız gerekiyordu.
Bu önkoşul uzun zamandır aklımda olan Ağrı Kış faaliyetini gerçekleştirmemizde ciddi bir itici güç oldu benim için. Zira hiçbir zaman yüksek irtifa yürüyüşlerine, ülkenin en doğusuna gidip tüm bayram tatilimi yakacak kadar motive değildim.
Daha önce Khan Tengri, Sabalan, defalarca Kazbek gibi tırmanışlar yapmış Uğur abinin yüksek irtifadaki deneyiminden kendime pay çıkarmak da benim için çok faydalı olacaktı. Herhalde herkes böyle düşünmüş olacak ki Uğur abinin DKSK grubuna mesaj atması sonrası faaliyete… şey, pardon etkinliğe yoğun bir katılım oldu.
Sayılar arttı azaldı, işler karıştı, malzemeler bulundu, ben sonradan dahil oldum ve bir hazırlık çıkışı planlandı.
21 Şubatta Hasandağı’nın zirvesine kamp taşıdık ve bir gece konaklayıp geri döndük. Başarılı geçen bu faaliyet ardından moralimiz iyice yükseldi ve herkes antrenman moduna geçti. Ben ise bol bol ekmek yiyerek vereceğimi sandığım kiloları depolamaya çalışıyordum.
Beklenen tarih geldi ve uçakla Iğdır’a gittik.
Iğdır havalimanında inip kalpazan otobüsçü ağbeyin aracına binip Doğubayazıt’taki otelimizin yakınında indik. O anda aklımdan birkaç keskin düşünce geçti ;
-Oğlum burası böyle soğuksa dağ nasıldır
-Bu çantayı daha kaldırımda zor taşıyorum
-Burası köy mü kasaba mı nası bi yerleşim yeri
Otelde bir gece geçirip son hazırlıklarımızı yaptık. Çantalarımızı hazırladık. Yükleri dağıttık. Dağdan dönen TDF ekibi ile karşılaştık ve biraz sohbet ettik. Herkes batak kardan bahsediyordu.
Barzani akşam otele geldi ve toplantı yaptık. Bizi 2600’e kadar belki çıkarabileceğini, bu sene aşırı kar olduğunu söyledi. Eli köyünden yaklaşımın daha kolay olacağını söyledi.
Erkenden yattık ve son iyi uykumuzu çektik.
Rapor
7.00’da uyandık. Kahvaltı edip 8.30’da araçla yola çıktık. Hava güzeldi ve Ağrı tüm heybetiyle karşımızda duruyordu. Köyden hemen sonra zemin kara dönüştü. İki araç da bir noktada zorlanmaya başladı ve sürekli saplanarak zaman kaybettik. Bir noktada öndeki aracın kasasına herkes bindi ve zıplaya zıplaya aracı biraz ileri götürdük.
9.21’de araç tekrar kaldı ve umudun tükendiğini anlayıp çantaları yüklendik ve beklediğimizden 400 metre aşağıdan, 2200 metreden saat 10.30’da yükselmeye başladık. Hava biraz kapalı ve rüzgarlıydı. İz biraz kapanmıştı ama iz açmıyor olmak çok iyi olmuştu.
Çanta git gide daha da ağırlaşıyordu. Bir süre yürüdükten sonra belimin soluna doğru, bacağıma kadar inen keskin bir acı başladı. Her adımda daha da artıyordu. Şimdiye kadar emarelerini hissettiğim bu acıyı şimdi ilk defa bu kadar net ve dayanılmaz şekilde tecrübe ediyordum.
Bana kas gevşetici verdiler ve Sıla çantamdan atıştırmalıklarımı alarak yükümü azalttı.
Her adım eziyet gibi gelirken bir şekilde ilk kampa ulaştık. 14.50’de çadırları kurmaya başladık. Yazın üzerine tente germek için kullanılan demirlerin altına kurduğumuz çadırların gerdirme iplerini de bu demirlere bağlayarak çok stabil bir kamp kurduk.
Biz kamptayken Emre Varol denen adamla birdaha karşılaştık. İki kişi biraz yukarıdaki kampa gidiyorlardı, oldukça arkalarından gelen diğerlerinin de rehberlik ettiği ekibin kalanı olduğunu öğrendik.
Ben Uğur abi ile, kalanlar da öteki çadırda kalıyordu. Önce sıvı alımını kolaylaştırdığı için çorba içtik sonra da makarna yaptık. Akabinde çadırı düzenlemeye koyulup resmen jilet gibi yaptık.
Bu esnada şehir kontağımız Argün Katırcı sürekli olarak hava tahminlerini bize iletiyordu. Dağda çoğu yerde internet çektiği için iletişim sorunu yaşamadık.
Tahminlere göre toplamda 3 günlük iyi hava ardından hava üç gün boyunca kötü bozuyordu. Bu günlerden birini çoktan harcamıştık. Sonraki gün kampı taşıdıktan sonra irtifaya alışmak ve dinlenmek için bırakacağımız boş gün bu hava durumu neticesinde yalan olacak gibi duruyordu.
Bu durum uzun zamandır herkesin bildiği ancak pek de üzerinde durmadığımız, hele bi ilk kampa gidelim de’ diyerek ertelediğimiz karar anının geldiğini haber veriyordu.
19.00’da Eureka’da toplandık ve plan yaptık. 2 günlük yiyecek alacak ve kalan 3 günlük yiyeceğimizi aşağıda bırakacaktık. Bizim çadırı da aşağıda bırakıp 4 kişilik bir çadır olan Eureka’da 5 kişi yatacaktık.
Çantamı en hafif olacak şekilde ayarlamaya çalıştım. Tüplerin plastik kapaklarından tut krampon kılıflarıma kadar en ıvır zıvır şeyleri bile bıraksam da çanta yine ceset gibi oldu.
5.00’da uyandık ve kahvaltı yaptık. Gece ikimiz de üşüdük. Bir noktadan sonra titredim bile. Sıla’da da hafif migren varmış.
8.15’de yürüyüşe başladık. Hava çok hafif rüzgarlı ama gayet iyiydi. Önceki günden daha hızlıydık. İrtifaya uyumu hızlandırmak için Uğur abinin önerisiyle aşağı yukarı 12 saatte bir coraspin içiyorduk. Yol boyunca dağ sürekli karşımızdaydı. Hiç değişmeyen, yakınlaştığı belli bile olmayan bu manzara her kafamı kaldırdığımda içime bir sıkıntı yüklüyordu. Sanki hiç hareket etmiyorduk.
Yükseldikçe başlar ağrımaya ve adımlar ağırlaşmaya başladı. Çantalar yeterince hafiflememişti ve belimdeki ağrı geri gelmeye başlamıştı. Ben de yükümü mümkün mertebe batonlara vermeye, bir nevi yolu kampüslemeye çalıştım ve işe yaradı :d.
Saat 14.30’da 4100 metredeki ikinci kampa ulaştık. Hızlıca kamp yerini ayarlamaya koyuldum. Halihazırda düz olan taşlık zemini es geçip kar dolu bir köşeyi kazdık ki duvar yüksekliği elde etmemiz daha kolay olsun. Ardından kısa bir duvar örüp çadırı kurduk.
Birer birer çadıra girdik ve beklediğimiz gibi aşırı klostrofobik bir ortamla karşılaştık. Beş kişiye çay çorba makarna termos için su derken ocaklar saatlerce mesai yaptı. Benim savaş gazisi jetboil var gücüyle en az 10 litre su kaynatmıştır.
Benim ciddi migrenim başladı. Sıla’nın da midesi bulanıyor ve başı ağrıyordu. Uğur abi önce karşı çıksa da sadece migren olduğunu anlayınca bana arveles verdiler.
Kimsede çok iştah yoktu. Çorba ve makarnaları Nadi’yle uğraşlarımıza rağmen zar zor bitirdik. Sıla oldukça az yemek yedi ve genellikle yatmak istedi ancak herkes onu uyanık tutmaya çalıştı zira Uğur abi her yükseldiğinizde o irtifada en az 6 saat uyanık kalmanın uyum sürecini oldukça hızlandırdığını söylemişti.
Yemek ve su kaynatma faslı bitti ve yatışa geçtik. Ayak baş şeklinde yatsak da iki omzumun altında birer bacak olacak şekilde yarı havada, sağa sola dönmenin imkansız olduğu bir pozisyonda uykuya daldım. Meslerimi çıkarmadan yattığım için ayaklarım alev alev yanıyordu ama hareket etmek uzak bir ülkeydi ve o şekilde sabahı çıkardım.
Görece geç bir saatte, 4.30’da uyandık. Bu karar dün alınmıştı ve ilk başta acaba desem de hakkında pek düşünmemiştim ve ekibin morali zaten sallantıda olduğu için hiç sorgulamamıştım.
Hazırlandık ve ağzımıza zorla biraz ekmek ve hiroşima(?) peyniri teptikten sonra dışarı çıktık. Sılanın baş ağrısı sürüyordu. Ekibin kalanında bu tarz bir sorun gözükmüyordu.
7.30’da yola çıktık. Hızımız beklediğimizden yavaştı ve genel olarak iz yoktu ancak hafif çantalarla yürümek bana çok iyi gelmişti. Birkaç kere durup durum değerlendirmesi yaptık ve devam etme kararı aldık. Hava o kadar iyiydi ki dönme gibi bir opsiyonun olduğu o ana kadar aklıma bile gelmemişti.
11.00’da güzel bir bazalt kayanın yanında mola verdik. Bundan önce etap ilk defa biraz dikleşti ve büyük kayalar ortaya çıktı. Buralarda dümenden frontpoint ve drytooling yaptım ve ilk defa hareket etmekten keyif alır gibi oldum.
Burada son bir değerlendirme yaptık, Uğur abi önceden enerjisinin düşük olduğunu söylemişti ama şimdi kendine geldiğini belirtti. Ben ve Nadi iyi durumdaydık. Sıla ve Erinç ise dönüş kararı aldı. Biz de devam etme kararı aldık.
Yükseldikçe rüzgar başladı ve katmanlarımızı giydik. Hava biraz kapattı. Önümüzdeki bir ekibi geçtik ve platoyu görene dek yükseldik. Bende ve Nadi’de baş ağrısı başladı. Uğur abi de yine güçsüz hissettiğini söyledi. Ben devam etmek istediğimi belirtsem de geceye kalacağımızı ve riskli olacağını düşündükleri için reddettiler. Böylece 4800 metre irtifada, İnönü Zirvesi ve Ana zirveyi gören bir kayanın altında son molamızı verip dönüş kararı aldık.
2. Kampa indik ve çorba içtik. Ben saatin daha erken olduğunu, bir kişi daha benimle gelirse birlikte ilk kampta bıraktığımız çadıra dönebileceğimizi söyledim. Bu şekilde herkes rahat uydurdu. Herkes yeterince yorulmuş olacak ki kimse gelmek istemedi. Uğur abiden tek gitmek için izin aldım ve 15.30’da inişe başladım.
16.40’da 3200 kampına vardım. Rüzgarlı ve soğuk bir geceydi. Bir an derealize olup dağda olduğumu unuttum.
Sonraki gün 6.45’de uyandım. Yukarı kampın da 8.00’da kampı toplamaya başladığı haberini aldım. Sis baya kapatmıştı. Bu yüzden ekip de oldukça yavaşlamış. 3300 kampına vardıklarında şu anda artık hayatta olmadığına emin olduğumuz Sevim hanımla karşılaşmışlar. Sonraki gün Emre Varol liderliğinde zirveyi deneyeceklerini öğrenmişler ve ona bir heatpack vermişler.
12.00’da gaipten bir ooof oof duydum. Dostlar ilmi kapmış of çekiyorlardı.
Birlikte çadırı topladık ve inişe geçtik. Biraz koşaradım uzaklaştım ve ufukta Barzani’yi gördüm. Hemen yanına gittim. Kendisi bana soda ve portakal ikram etti.
Ekip de aşağı indi ve geri dönüşe geçtik.
Görüşler
Ağrı kış gibi Türkiye dağcılığında oldukça yüceltilmiş bir faaliyeti deneyimlemek bana karışık duygular yaşattı. Karşılaştığımız hava koşullarının iyi ancak kısa süreli olması, dağda kısa ve stabil bir zaman geçirmemize sebep olarak bu tecrübeyi tam olarak edinemememize sebep olmuş olabilir.
Ayrıca bu faaliyet iki Ankara kulübünün ne kadar farklı ekollere sahip olabileceğinin de farkına varmamı sağladı. DKSK, ayağı yere sağlam basan, güvenliği ön plana alan ve tırmanışı ekibi merkeze alan bir tecrübe, zirveyi ise sadece bu tecrübenin bir parçası olarak görürken biz; hızlı, hafif ve risk algısı yüksek bir strateji algısını benimsemeye alışmıştık.
Bu faaliyet için dürüstçe söyleyebilirim ki hiçbir anı bana dağda olmanın keyfini yaşatmadı. Ekibin birbirine sonsuz desteği ve anlayışı bu taş ve kar yığınındaki dikey hareketimizi benim için anlamlı ve çekilir kılmış olsa da bu dağın ve rotanın kalbime dokunan hiçbir yanı olmadı.
Uzun süre sonra yapılan ilk DKSK-HÜDDOSK faaliyeti olması da bizim için özel oldu. Hepimiz Uğur abiden de pek çok şey öğrendik. Bu faaliyeti mümkün kılan ekibime ve kulübüm HÜDDOSK’a teşekkür ederim.
Dağlarda görüşmek üzere…